Supernatural Turkey
Sitemize üye olun!!


Supernatural Turkey Fan Sitesi
 
AnasayfaRole Playing GameTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Yolcu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sirius
Yeni Üye
Yeni Üye


Boğa Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 01/02/10
Yaş : 27
Nerden : izmir

Kişi sayfası
RPG Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Yolcu   Perş. Nis. 22, 2010 3:14 pm

Bölüm 1- Ayna

Aynaya baktı, yüzünde ki anlamsız ifadeyi bir daha inceledi. Her sabah kalktığında bunu yapmaktaydı. Ne olduğunu, nerede olduğunu niçin bunu yaptığını bilmiyordu. Eskiden var olan heyecanı yerini duyarsızlık ve tanımsızlığa bırakmıştı. Alelade bir şekilde üstüne uzun pardesüsünü geçirdi. Pardesü, yılların verdiği yıpranmayla kahverengiden sarıya dönmüştü. Bazı yerleri yırtık bazı yerleri delikti. Yine de bu pardesünün bir anlamı vardı onun için. Dışarıda yağmurun deli gibi yağdığını biliyordu. Özellikle bu havalarda dışarısı hiç tekin olmuyordu. Yağmurun toprağa nüfus edip, solucanları toprağın altından çıkarması gibi, her yağmurlu havada envai çeşit varlıkta yer yüzünde kaosa sebep oluyorlardı. Yağmur zamanı duyumsanan hoş ve tuhaf koku gibi, .oda "onların" ortaya çıkış kokusunu rahatça alıyordu. Bu yüzden yağmurlu havaları seviyordu.

Kapısını kapattı, kapının altına kutsanmış tuzundan serpti. Kapılar, ister fiziksel ister manevi olsun her zaman giriş yerleriydi. Bunun farkındalığıyla önlemlerini her çıkışta alırdı. Tuz ile iyice kapının altını donattıktan sonra gözlerini kapatıp, elini kapıyı dayadı. Yavaşça duayı fısıldadı. Dua ile oluşan enerjinin buram buram ruhundan bedenine, bedeninden eline ve elinden kapıya geçtiğini hissetti. Çevreyi süptil enerjinin hoş dokusu kapladı. Gündelik hayatta yaşayan bir insan o ortamdan geçseydi "tuhaf" birşeylerin var olduğunu hisseder belki tüyleri diken diken olur ama anlamlandıramazdı. Ruhdan çıkan tesirler her ruh tarafından hissedilse de, insanlar üç maymun oynamayı bu konuda çok severlerdi.

Kutsanmış tuz ve dua ile artık evi korunaklıydı. Tabi ki evinde sakladığı çeşitli aletlerde.

Apartmandan çıkarak kendini sokaklara attı. Sezgisi belanın çokta uzak olmadığını söylüyordu. Her zaman belayı sezerdi. Mantığı ile izleri takip edenlere nazaran sezgilerini takip ederek tam zamanında olay yerinde olurdu. Bazen de şansına olay onun yanında vuku bulurdu. Eskiden bunu heyecanla karşılarken, duyarsızlığı bu durumunu da köreltmiş ve günlük bir yeti olarak , gündelikler arasında bu yeti de kendi yerini almıştı. Kısacası herşeye alışmıştı....

Derin bir nefes çekti. Her göreve başladığında derin bir nefes çekerdi. Bu onun gizli mantrası ya da kutsal başlangıcıydı. Derin bir nefes ile kendini hazırlar, adeta dünyaya ve evrene başladığının sinyalini gönderirid. Her bir nefes çekişinde, yalnızlıktan, varoşluktan, anlamsızlıktan yakınır, bir yandan da yine aynı monotonlukta aynı göreve ölüm onu -ki alabilir mi bilmiyordu- alana kadar devam edeceğinin sinyalini vererek anlaşmasnı yenilerdi. Evet bu yapılmaması gereken bir anlaşmaydı ve bu anlaşmanın imzasıda derince çekilmiş bir nefeste gizliydi

Hızlı adımlarla yoluna devam etti. Yağmur baştan aşağı onu ıslatmıştı. Sarı pardesüsü, yağmur ile kahverengiye dönmüş, uzun dağınık saçları kafa derisine yapışmıştı. Yağmur damlaları yüzünde ki "sıkıntı dolu çığlıklar atan" çizgilerinden süzülüyor, adete onun günahlarını temizliyordu. Yağmur da üşümüyordu çünkü üşümesi gerekenin yağmur olmadığını biliyordu. Lakin bu sefer başına gelecek olay farklıydı. Olayın vuku bulduğu yere yaklaşırken bunu sezdi. İçinde öldüğünü sandığı bir kıpırtı meydana geldi. Olacak olan onu bekleyen günlük işlerden çok daha fazlasıydı. Daha derindi ve onla ilgiliydi. Gökyüzüne baktı, kara bulutlarda yine o şekli gördü. Rüzgarın uğultusuna kulak kesildi, dinledi. Bu sefer emin oldu. Gökyüzü de, rüzgar da aynı şeyi söylüyordu; Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. Yüzünde esrarengiz bir gülümseme belirdi. Hayatını değiştirecek olaya doğru çekildiğini hissediyordu. Adım adım apartmanının beş blok ötesinde ki sisler arasında kalmış parka doğru ilerledi.

Gerçekten eğleneceğine emindi...


En son sirius tarafından Cuma Nis. 23, 2010 3:21 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
dean_hry
Site Müdavimi
Site Müdavimi


Koç Mesaj Sayısı : 1093
Kayıt tarihi : 27/09/09
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Yolcu   Cuma Nis. 23, 2010 5:19 am

waaooww bu nee devamını çok çabuk yazar mısın ? ve bunu sen mi yazdın ?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
sirius
Yeni Üye
Yeni Üye


Boğa Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 01/02/10
Yaş : 27
Nerden : izmir

Kişi sayfası
RPG Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Yolcu   Cuma Nis. 23, 2010 3:20 pm

dean_hry demiş ki:
waaooww bu nee devamını çok çabuk yazar mısın ? ve bunu sen mi yazdın ?

evet ben yazdım =) teşekkür ederim. =) devamını yazacağım yakında
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
dean_hry
Site Müdavimi
Site Müdavimi


Koç Mesaj Sayısı : 1093
Kayıt tarihi : 27/09/09
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Yolcu   C.tesi Nis. 24, 2010 5:00 am

emeğine yüreğine sağlık harikaa lütfen devamını çabuk yaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
sirius
Yeni Üye
Yeni Üye


Boğa Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 01/02/10
Yaş : 27
Nerden : izmir

Kişi sayfası
RPG Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Yolcu   C.tesi Nis. 24, 2010 6:24 am

Bölüm 2- Masumiyet


Park, genelde serserilerin takıldığı varoş bir ortamdı. Şehrin göbeğinde olmasına rağmen uğursuz insanlar tarafından ele geçirilmiş ve uyuşturucu alınıp-satılıp-içilen bir mekâna dönmüştü. Eskiden parlak kırmızı renkte olduğu belli olan kaydıraklar şimdi sokak çocukların uyuma alanı olmuş ve kırmızılıklarını sönük bir turuncu renge bırakmıştı. Az ötede ki sarımsı çiçekli şirin oyuncuklar ise çeşitli küfürler ve sloganlar ile boyanmıştı. Kısacası eskinin şirin ve tatlı parkı artık ürkütücü ve tekin olmayan bir yer olmuştu. Her ne haltsa bu parkın civarında çok sis olurdu. İnsanlar bu sisin nedenini önemsemezlerdi, kimisi de kirlenmiş parkta ki sisin, Tanrı’nın gazabı ya da şeytanın günahları ört pası olarak nitelendirirdi.

Halbu ki yolcu bunlara gülüyordu. Yolcuya kalsa bu parkı yerle bir etmek isterdi. Pek tabi ki Alemler arası kapıların var olduğunu ve bu kapıların sislerde açıldığını anlatamazdı. Böyle güçlü kapının olduğu bir yere park yapma fikrinin de bilen biri tarafından uygulamaya geçtiğine emindi. Yoksa hangi akıl bu kadar “ıssız” ve “ürkütücü” bir yere çocuk parkı yapardı ki! Buranın çocuklar için yapılmadığı kesindi.

Yine park sis ile kapanmıştı. Belli ki cereyan eden olaylar mevcuttu. Cebinden kutsal bıçağını çıkardı. Bu bıçağı kendisi dövmüştü. Yıldırım taşından dövülmüş bıçak, nil nehrinin suyunda soğutulmuş ve en güçlü dualar okunarak hazırlanmıştı. Bıçağın her bir karesi en eski muska ve tılsımlarla doluydu. Bıçağını elini alıp, hafifçe çağırım duasını fısıldadı. Çevresinde hafif bir rüzgar esti. Bıçağın duanın enerjisiyle dolduğunu hissetti. Yanında herhangi biri olsaydı, bıçakta ki tılsımların parladığına yemin edebilirdi. Tabi ki yolcu bu duruma alışıktı.

Ve sisin için daldı.

Göz gözü görmüyordu. Ötede ki turuncumsu kaydırağı seçebiliyor ama onun bir iki adım yanında ki eski yeşil salıncaklar dahi gözükmüyordu. Yavaşça bıçağını iki eliyle sıkıca kavrayarak , göğsü hizasında tuttu. Bıçağın kabzasını göğsüne, sivri ucunu da alnına dayadı. Kutsal duayı fısıldarken bıçağını havaya, başının üzerine kaldırdı. Gözlerini kapatıp, ses tonunu arttırdı. Sesinden fısıltılar şeklinde yükselen dua, tüm parka nüfus ediyor, adeta sis içerisinde ikinci bir sis oluşturuyordu. Ses ile yankılanan fısıltının enerjisi çoktan parkın atmosferini işgal etmişti. Sis içerisinde ettiği duadan dolayı oluşan farklı titreşimi hisseden yolcu, "gizli açılışı" tamamlamak için hızlıca sis üzerine pentegramı çizdi. Ve elleriyle bir sırtı sıvazlarcasına naif bir şekil de sisleri araladı. Bunu yaptığı anda sisler iki tarafa açılmış ve adeta onun emrine amade olmuşlardı. Kapıyı açmıştı.

Yavaşça adım attı ve farklı bir aleme geçiş yaptığını tüm bedenin de hisetti. Artık perdenin öte ki tarafındaydı. Tekin olmayan ve gerçek olamayacak kadar sürreal bir alemdeydi. Perdenin öte ki tarafına geçmeyi sevmezdi. Burada “yaşamadığının” hissini duyumsamak ona acı veriyordu. Bu bulanık bir gözle, su içerisinde yürümeye benziyordu. Hatta bu his bile bunu anlatabilmekte yeterli değildi. Tek kelimeyle, boğucu denebilirdi perdenin öte ki tarafı için. Bunun yanı sıra bu alemin sınırları da belli değildi. Bu alemden dışarı bir nesne çıkarılamazdı, en kötüsü ise en küçük hata perdenin öteki tarafında sonsuza kadar sıkışmayla sonuçlanabilirdi.

Bu düşüncelerini bir kenara atarak, yavaşça sisin içerisinde ilerledi. Bıçağını daha sıkı kavradı. Gözleriyle etrafı kolaçan ediyordu, sislerden neyin çıkacağını tahmin edemezdi. Bir ses işitti. Bir şeyin yaklaştığını hissetti. Ürperdi... Bu kadar deneyime rağmen ilk defa bu denli ürperiyordu.

Sesi duymaya başladı. Uzaktan gelen bir şarkıydı, yaklaştıkça netleşiyordu. Bu çok kibar bir ses ile yankılanan bir şarkıydı. Korkutucu derecede masum bir sesti. Bu haddinden fazla masumiyet yolcuyu korkuttu. Herşeyi bekliyordu ama bunu beklemiyordu. Masumuyet şarkısının enerjisi buram buram etrafa yayılmaya başladı. Kalbi yumuşatan, kasları gevşeten ve sevgi aşılayan bu şarkı, Yolcuya nüfus etmeye başladı. Her yeri ve her şeyi içine alan bu sevgi dolu masum büyülü şarkıdan kurtulmak imkânsızdı.

Yolcu, hayatında ilk defa korktu. Hiç bırakmadığı bıçağı, elinden kayıp düştü. Bıçağını bırakmak böyle bir ortamda yapması gereken en son şeydi, bunu biliyordu. Eğer düşen herhangi bir nesne olsaydı burada ki sıvımsı süptil toprak tarafından hemen yutulacak ve sisler arasında kaybolacaktı, lakin bu bıçak en eski tılsımlarla donatıldığı için böyle bir olayın cereyan etmeyeceğini biliyordu. Buna rağmen hayatı boyunca hiç bu ortamda bıçağını düşürmemiş veya bırakmamıştı. Yine de kendi kuşkularını şarkı alıp götürdü.

Ve sislerin içinden bir silüet gözüktü, şarkı mırıldanarak üzerine doğru gelen bir kız çocuğuydu bu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
dean_hry
Site Müdavimi
Site Müdavimi


Koç Mesaj Sayısı : 1093
Kayıt tarihi : 27/09/09
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Yolcu   Çarş. Nis. 28, 2010 3:56 am

yaa yapılır mı bu ya burda kesilir mi ? Sad ''Korkutucu derecede masum bir
sesti.''bu cümleye bittim harika yaa emeğine sağlık Wink Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
sirius
Yeni Üye
Yeni Üye


Boğa Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 01/02/10
Yaş : 27
Nerden : izmir

Kişi sayfası
RPG Puanı:
100/100  (100/100)

MesajKonu: Geri: Yolcu   Paz Haz. 13, 2010 9:36 pm

Bölüm 3- Mavi Şeker

Kız çocuğu yavaşça gülümsedi. Ona, parmağıyla takip et anlamında bir hareket yaptı. Bembeyaz bir giysisi, giysisine tezat oluşturacak kadar siyah bir ayakkabısı vardı. Saçları kafasından özensizce kırmızı bir toka ile tutturulmuştu. Çok masum bir yüz ifadesi, yeşil gözleri vardı.

Kız çocuğu kırmızıdan turuncuya dönmüş eski kaydırağa ilerleyip yakınında ki yeşili soluklaşmış salıncağa oturdu. Burada ki park, maddi dünya da ki parkın özensizce bir yansımasıydı. Yolcu, maddi dünyada ki yerlerin yansımasına çok kez rastlamıştı. Genelde yansımalar kapıların olduğu bölgelerde olur, perdenin ötek i tarafında ilerledikçe yansımalar kaybolur yerini değişken silüet ve şekillere bırakırdı. Kapının eşiğinde oldukları için maddi dünyada ki parkın yansıması buraya yansıyordu.

Salıncakta sallanmaya başladı. “Herkes sana yolcu diyor değil mi?” dedi kuş gibi şakıyarak. Yolcu, kaşlarını çattı, cevap vermek istemedi. “Ben seni tanıyorum, yüreğini hissediyorum.” Dedi kız. “Sen iyi bir adamsın” diye ekleyerek gülümsedi. Biraz daha hızlı sallanmaya başladı. Yolcu ne olduğunu anlamaya çalıştı. Bu ürkütücü demonlardan mıydı yoksa tahtından inmiş bir tanrıça mıydı? Belki de bir tanrıçanın kızıydı. Ya da farklı bir varlıktı. Ruhlar genelde burada durmazlardı. Perdeden geçerler sonra bu perdenin de ötesinde ki ruhlar alemine göçerlerdi. Tanımlayamadı.

Ağlar mısın sen yolcu?” dedi küçük kız, yolcunun çizgi dolu yüzünü inceleyerek. Yolcu yine cevap vermedi. “Ben bazen ağlarım biliyor musun?” Diye ekledi. Küçük kızın cevap beklemediği aşikardı. “Sen gerçekten iyi bir adamsın yolcu.” Dedi kız yeniden gülümseyerek. Yolcu, sert bir ses tonuyla, gevşemiş olduğu ruh halinden çıktı “Sen nesin böyle?” dedi. Küçük kızın yüz şekli değişti, şaşırdı. Sanki bu soruyu hiç beklemiyordu. Sanki en son sorulması gereken soru buymuş gibi bir tavır takındı, yüzü düştü. “Beni görmüyor musun?” dedi küçük bir kız çocuğu olduğunu ima ederek. Yolcunun beklediği cevap bu değildi. Perdenin öte ki tarafında sıradan küçük bir kız çocuğunun ne işi vardı! Mutlaka bunda bir iş olmalı diye düşündü. Her ne kadar aklı kuşkular içerisinde olsa da , sezgileri ve kalbi çoktan bu küçük kızın sevgi dolu mizacından etkilenmiş ve ikna olmuştu.
Küçük kız sallanmaya devam etti. Sanki bambaşka bilinmez karanlık bir alemde değilmiş, karşısında ürkütücü tuhaf bir adam yokmuş gibi sallanmaya devam etti. Yine şarkısını mırıldandı. Yolcu, olduğu yerde durmaya devam etti. Böyle bir durumda yapabileceği bir şey yoktu. Ne saldırabilirdi ne de uzaklaşabilridi. Neyle karşı karşıaya olduğunu bilmiyordu bile.

Sessizce geçen bir kaç dakika sonra küçük kız sallanmayı kesip, yavaşça sisli toprağa bastı. Bastığı yerde ki sis havalanıp, bu aleme özgü sıvımsı toprakta bir dalgalanma meydana geldi. Yavaşça yürümeye başladı ve elini cebine attı. Yolcuya yaklaşıyordu. Yolcu bu durumdan rahatsız olmuş ve gerilmişti ama sadece bekliyordu. Son nefesini vermeyi bekleyen bir yaşlı gibi ya da öleceğini hissetmiş mezara doğru giden bir fil gibi hissediyordu kendini. Küçük kız cebinden, mavi bir şeker çıkardı. Mavi şeker, açılmamış beyaz bir ambalajla kaplıydı. Yolcunun eline dokundu ve avcunu açtı. Kızın teni çok ipeksi ve yumuşaktı. Avcunun içine mavi şekeri koydu ve avucunu kapattı. “Ne olursa olsun sen iyi bir adamsın yolcu. İhtiyacın olan burada” dedi gülümseyerek ve yine şarkısını mırıldanarak sisler arasında kayboldu.

Yolcu, şaşkın bir yüz ifadesi ve elinde anlamlandıramadığı mavi bir şekerle perdenin ötesinde öylece kalakaldı. Şimdi ne olacaktı ve bunların anlamı da neydi? Kafası çok karışmıştı. Bu alemden, maddi aleme bir nesne götürülemezdi. Şu ana kadar hiç kimse bir nesneyi maddi aleme çıkartamamıştı. Bu mavi şekerin de maddi aleme geçemeyeceğini biliyordu. Maddi aleme geçtiği anda nesne erimeye başlayacak, adete kaynayan ve adım adım buharlaşan bir su gibi buharlaşacak ve saf bir ışığa dönüşüp yok olacaktı.

Şarkı uzaklaştıkça yolcu kendine gelmeye başladı. İçinde bulduğu rehavetten çıkıp, kendini toparladı.

Elinde ki şekeri sıkıca kavrayıp, bıçağını yerden alıp, açtığı kapıya doğru ilerledi. Geri dönme vakti gelmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Yolcu   Bugün 8:48 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yolcu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Supernatural Turkey  :: Supernatural Role Playing Game :: Supernatural RPG Eserleriniz-
Buraya geçin: